19 Nisan 2010 Pazartesi

Ziyade Fasıl Suadiye'de


3. Levent’te hizmet veren Ziyade Fasıl yeni şubesiyle Suadiye’de de müdavimlerini ağırlıyor. 21.00’de başlayan akustik fasıl 00.30’a kadar devam ediyor. Fasıl aralarında da Dj performansı ile herkesin eşlik edebileceği muhteşem bir eğlenceye sahip Ziyade Fasıl’da Aşçı Başı Mustafa Alkan’ın Türk Meyhane Mutfağından özenle seçip hazırladığı meze ve yemekleri, deneyimli servis personelinin güler yüzüyle konuk oluyor müdavimlerinin masalarına… İş yemekleri, doğum günü ve düğün gibi organizasyonlara özel ve esnek uygulamaların da yapılabiliyor olması ZİYADE FASIL’ı ayrıcalıklı kılan unsurların başında geliyor. Bu ayrıcalığı VIP Loca bölümünde tatmak isteyenler de her iki mekânda da unutulmamış, magazin dünyasının birçok ünlüsünün de tercih ettiği mekânda eğlence her geçen dakika doruğa ulaşıyor.

LEVENT
Adres : Karanfil cad. No: 25 3.Levent / İstanbul
Tel : 0212.269.56.86 /0212.281.93.01/0533.564.43.56

SUADİYE
Adres: Yazmacı Tahir Sokak. No:22 Sahilyolu - Suadiye/İstanbul

Van Kahvaltı Evi



Van kahvaltısı, Cihangir'den sonra şimdi Nişantaşılıların ilgi odağı oldu. Birbirinden lezzetli seçenekleriyle geniş bir mönüye sahip olan Van Kahvaltı Evi’nde her şey doğal, günlük ve taze olarak sunuluyor. Van’ın ünlü otlu peyniri, Kara Kovan balı yöreden getiriliyor. Kendi ürettikleri kaymak balla birlikte nefis bir ikili oluşturuyor. Yine Van Kahvaltı Evi’nde yapılan ve her sabah müşterilerine ekmekle birlikte taze taze sunulan nefis çörek iştah kabartıyor. Anadolu lezzetlerinin bir bütün olarak sunulduğu bu sofra gerçekten fark yaratıyor.

Birbirinden nefis menemenler, tercihe göre yapılan gözlemeler, taze yumurtanın yan ürünlerle sahanda yapılan çeşitleri iştah kabarttığı kadar göz de dolduruyor.

50 kişilik kapasitesi, rahat ve doğal atmosferiyle Nişantaşı’na yeni bir soluk getiren Van Kahvaltı Evi’nde, açık havada kahvaltı yapmak isteyenler için bir de balkon bulunuyor.
Basında oldukça sık yer alan Van Kahvaltı Evi, Ocak ayında New York Times’a da haber oldu. Türkiye’nin en lezzetli kahvaltısının Van kahvaltısı olduğu, İstanbul’da ise en güzel Van kahvaltısının Van Kahvaltı Evi’nde yapıldığı haberi ile Van Kahvaltı Evi dikkat çekti.
4 yıldır Cihangir’e kahvaltı keyfi sunan ve gelen talepler üzerine Nişantaşı’nda hizmet vermeye başlayan Van Kahvaltı Evi sabah 7.30-akşam 18.30 saatleri arasında haftanın her günü açık bulunuyor. Yakın çevreye sipariş alan Van Kahvaltı Evi’nde, özel ve iş toplantıları için de ayrı bir salon oluşturuldu. Kahvaltının sadece sabah saatlerinde yapılmadığı , gün içinde de büyük bir keyifle yendiği düşünülürse, müşteriler için günün her saati Van kahvaltısını tercih etmeleri çok doğal.

Adres : Valikonağı Cad. Sezai Selek Sok. No:19 Nişantaşı
Tel: 0212 240 47 76

PAÇANGA BÖREĞİ


5-6 kişilik
10 dakika
8-10 dakika

Malzemeler

Dilimlenmiş pastırma (100 gram),
Domates (1 adet orta boy)
Sivribiber ( 2 adet orta boy)
Kaşar peyniri (1 su bardağı dolusu rendelenmiş, 70 gram)
Maydanoz (yarım demet)
Sarılması için yumurta beyazı (1 adet)
Yufka (üçgen şeklinde kesilmiş 4 adet)
Kızartma yağı (2 su bardağı yağ) Adım Adım Pişirme
1- Tavaya az miktarda (1-2 çorba kaşığı) yağ koyun. Yağ kızdıktan sonra ince jülyen kesilmiş biberleri tavaya atın ve biberleri bir iki dakika kızartın.

2- Biberlerin ardından tavaya pastırmayı ilave edin ve tavayı sallayarak malzemeleri karıştırın. Küp küp doğranmış domatesleri tavaya ilave edin ve 1-2 dakika karıştırın. İnce doğranmış maydanozu ilave edin ve tavayı ateşten alın.

3- Kavurduğunuz malzemeyi bir başka kaba alın ve üzerine rendelenmiş kaşar peyniri ekleyin ve karıştırın. Yeni bir tavaya börekleri kızartmak için 2 su bardağı sıvı yağ koyun ve kızmasını bekleyin.

4- Bu arada üçgen şeklinde kestiğiniz yufkaların her birinin içine 1 çorba kaşığı malzeme koyun ve yuvarlayarak sarın.

5- Kızarmış yağın içine hazırladığınız börekleri atın. Yufkalar altın rengini alana kadar, her iki yönde de yanmamasına dikkat ederek kızartın. Sıcak olarak servis yapın.

6- Kızarttığınız börekleri kağıt bir peçete üzerine alarak yağının süzülmesini sağlayın ve sıcak servis yapın.

ORMAN KEBABI


-7 kişilik
8-10 dakika
Tencerede orta ateşte 35-40 dakika

Malzemeler

Dana Kuşbaşı (Yarım kg)
Soğan (2 adet)
Havuç (2 adet)
Patates (2 adet)
Bezelye (1 su bardağı haşlanmış)
Un (2 çorba kaşığı)
Zeytinyağı (1 çay bardağı
Su (2 su bardağı)
Kekik (1 tatlı kaşığı)
Tuz ve Karabiber

Adım Adım Pişirme
1- Tencereye 1 çay bardağı zeytinyağını dökün ve kızdırın.2 adet soğanı ince ince kıyın. Soğanları 1-2 dakika kavur
Adım Adım Pişirme
2- Bu sırada 2 adet havucu küp küp doğrayın. Yarım kg dana kuşbaşını soğanlarla birlikte (etler suyunu bırakıp çekene kadar) kavurun.
Adım Adım Pişirme
3- İki çorba kaşığı unu da ekledikten sonra doğradığınız havuçları tencereye ilave edin.


Adım Adım Pişirme
4- Bir tatlı kaşığı kekik, yeterince tuz ve karabiberi de ekledikten sonra tencerenin kapağını kapatın. Yaklaşık 20-25 dakika orta ateşte pişiri
Pişirme
5- İki adet patatesi küp küp doğrayın. Etler pişmeye yakın patatesleri etlere ilave edin ve bir kaç kez karıştırarak yaklaşık 5 dakika daha pişirin.

Pişirme
6- Arkasından 1 su bardağı haşlanmış bezelyeyi ekleyin.Hepsi birlikte 3-5 dakika daha kaynatın ve servis yapın.

Erikli Kek


Malzemeler

* 1 bardak un
* 1 yemek kaşığı şeker
* 1 çay kaşığı kabartma tozu
* 113 gm soğuk tereyağ
* 2 yemek kaşıgı çiğ krema
* 1 yumurta
* 2 1/2 bardak çekirdeği çıkarılmış, dilimlenmiş erik
* 1/2 bardak çiğ krema
* 1/2 bardak şeker
* 1 yumurta
* 1 çay kaşığı vanilya
Yapılışı

Fırını 175 Cye ısıtın. Unu, bir kaşık şekeri ve kabartma tozunu bir kaba alın. Soğuk tereyağını küçük parçalara kesip una ekleyin. Bir çatal yardımı ile tereyağını unlu karışıma yedirin. 2 yemek kaşığı krema ve yumurtayı da buna ekleyip karıştırarak taban hamuru oluşturun. Unlu elle toparlayarak 25 cm lik kelepçeli kalıba (ya da 23 cm lik kare fırın kabına) yerleştirdiğiniz hamurun kenarlarını biraz yükseltin. Dilimlenmiş erikleri göze güzel görünen bir şekilde hamurun üstüne dizin. 30 dakika kadar pişirin. Bu arada 1/2 bardak krema, 1/2 bardak şeker, 1 yumurta ve vanilyayı iyice karıştırın. Tatlıyı fırından çıkarıp yumurtalı karışımı erik dilimlerinin üzerine dökün. Tekrar fırına koyup 25-30 dakika ya da yumurtalı karışımın üstü güzelce kızarıncaya kadar pişirin.Ilık ya da soğuk servis edebilirsiniz ama ılık hali en güzeli oluyor.

Vücut ısısı beyinde hipotalamus adı verilen bölgede kontrol edilir. Burada vücut ısısını 37 derece civarında tutmak üzere bir termostat sistemi bulunur. Enfeksiyonlarda veya bazı hastalıklarda bu sistem bir savunma mekanizması olarak vücudun ısısını arttırır. Normal vücut ısısı kişiden kişiye, yaşa, günün saatine, ölçümün yapıldığı vücut bölgesine ve çevre ısısı gibi dış etkenlere bağlı olarak değişkenlik gösterir.

Bebeklerde vücut ısısı daha yüksektir, 1 yaş civarında erişkin yaş düzeylerine doğru bir düşüş gösterir. Bu hafif düşüş ergenlik dönemi boyunca da devam eder. Kızlarda 13-14, erkeklerde 17-18 yaşlarında sabit hale gelir. Sabahtan akşama doğru vücut ısısında 0.5-1 derece artış gözlenir. Gün içinde en düşük değerler sabah 05.00-07.00, en yüksek değerler akşamüstü 16.00-19.00 saatleri arasında saptanır.

Ateş ne zaman yüklenir?

Ateşi; vücut ısısının normal sınırların üzerine çıkması olarak tanımlayan ve "Tüm ateş yüksekliklerinin tedavi edilmesi gerekmeyebilir" diyen Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü'nden Dr. Gülsemin Güloğlu, çocuklarda ateş yükselmesi ve yapılacaklar konusunda şu bilgileri verdi: "Enfeksiyonlar, ateşin en sık nedenidir. Ateş enfeksiyona karşı doğal bir savunma mekanizmasıdır. Özellikle yenidoğan bebekler, ısı kontrolü henüz tam gelişmediğinden, aşırı giyinme ve çevre ısısı gibi etkenlerden daha fazla etkilenirler. Aşı uygulamaları sonrası bazen hafif ateş yükselmeleri olabilir. Diş çıkarma sırasında da hafif ateş yüksekliği görülebilir. Ancak bunun 38 derecenin üzerinde olması beklenmez.
Hangi tip termometre kullanılmalı?

Hangi tip termometre kullanırsanız kullanın, doğru kullandığınızdan emin olmak için kullanım kılavuzundaki uyarıları dikkate alın.

Dijital termometreler: Genellikle en hızlı ve kesin ölçüm sonuçlarını verirler. Çeşitli şekillerde ve boyutlarda olanları vardır. Ağızdan, makattan, koltukaltından ölçüm yapabilen türleri vardır. Genellikle ısı sensorunun bulunduğu esnek ve plastik bir uca sahiptir ve kolay okunabilir dijital bir göstergesi vardır.

Elektronik kulak termometreleri: Timpanik (kulak zarına ait) ısıyı gösterir. Kullanımı hızlı ve kolaydır . Dijital termometrelere göre daha pahalıdırlar. 3 ay altındaki bebeklerde dış kulak yolu dar olduğu için kullanımı önerilmemektedir.

Alın termometreleri: Küçük bebeklerde kulak termometrelerine alternatif olabilir. Ancak makat ölçümü kadar kesin sonuç vermez.

Emzik şeklinde termometreler: Çok güvenilir değildir. 3 ay altında bebeklerde kullanılmamalıdır. Ağızda birkaç dakika hareketsiz tutulması gerektiğinden kullanımı neredeyse imkansızdır.

Cıvalı cam termometreler: Daha önceleri en sık kullanılan termometreler olmasına karşın cıva içermesi ve kırıldığında cıvaya maruz kalma olasılığı nedeniyle tercih edilmemektedir.
Ateş nereden ölçülmeli?

Ateş makattan, koltukaltından, dil atından ve kulaktan ölçülebilir. Dilaltı ölçümü çocuklarda pek tercih edilmemektedir.

Makattan ölçüm: İç vücut ısısına en yakın ve en güvenilir ölçümdür. Ancak rahatsızlık hissi, ve özellikle yenidoğanlarda rektum hasarı gibi yan etkileri nedeniyle sık kullanılan bir yöntem değildir. Makattan ölçümde 38 derecenin üstü ateş sayılır.

Koltukaltından ölçüm: Basit ölçüm tekniği nedeniyle sık kullanılır. 37.3 derecenin üzeri ateş kabul edilir.

Kulaktan ölçüm : Hızlı ve kolay uygulanabilir olması nedeniyle sık kullanılır. Kontrollerde aynı kulaktan ölçüm yapılmalıdır. Kulaktan ölçümde 37.8 derecenin üzeri ateş kabul edilebilir.

Ateş hangi durumlarda ölçülmeli?

Çoğu zaman endişe verici olsa da ateşin vücudun bir savunma mekanizması olduğu unutulmamalıdır. Çoğu zaman sadece çocukta rahatsızlık hissi ve hasta görünüme yol açıyorsa tedavi gerektireceği unutulmamalıdır. 38.9 derecenin altındaki ateşte çocuk iyi görünüyor, rahatsızlık hissi yoksa ateş düşürücü vermek gerekmeyebilir. Ancak 3 ay altındaki bebeklerde oluşan ateş yükseklikleri mutlaka doktor tarafından değerlendirilmelidir.

Ateşli bir çocukla karşılaştığınızda ilk önce yapmanız gereken üzerindeki giysileri çıkarmak olmalıdır. Ateşli çocuk titremektedir ve üşüme hissi vardır. Bu nedenle yanlışlıkla çocuk soyulması gerekirken, kalın giysiler giydirilmekte ve üzeri örtülmektedir. Bu tür davranışlardan kaçınılmalıdır.

Ortam ısısının 22-24 derecenin üzerinde olmaması sağlanmalı ve bol sıvı verilmelidir. Ilık duş aldırmak da yararlı olacaktır.

Tedavide en çok parasetamol yani ateş düşürücüler kullanılmaktadır. Asetil salisilik asit içeren ateş düşürücüler, 12 yaş altında çocuklarda bazı viral hastalıklar sırasında kullanıldığında Reye Sendromu denilen ciddi bir hastalığa yol açabileceğinden kullanılmamalıdır.

18 Nisan 2010 Pazar

Patrona Bunları Asla Söylemeyin


Patron-çalışan ilişkisini korumanın en iyi yolu patronunuza asla işinizi sevmediğinizi belli etmemenizden geçer. Aşağıdaki önerilerimizi patronunuzundan gözünden okumaya çalışın. Böylece bu 7 cümleyi söylememenin akıllıca olduğunu anlayacaksınız.

"Bu benim işim değil." Birçok patrona göre sizin işiniz sizden isteneni yapmaktır. Bu yüzden sizden işiniz olmayan birşey istendiğinde bunu söylemeyin. Bunun yerine patronunuzun bunu neden sizden istediğini düşünün. Belki geçerli bir sebebi vardır. Eğer o işi yapmanın kötü bir fikir olduğunu düşünüyorsanız, patronunuza bu işi başkasının yapmasının daha iyi olacağını ya da nasıl yapılacağı konusunda çeşitli yolları açıklayın. Bunun başarılı olup olamaması patronunuza bağlıdır.
Bu benim problemim değil." İnsanlar bu cümleyi kurduklarında umursamaz görünürler. Bu onların sevilmesini sağlamaz özellikle de patronları tarafından. Bir problem büyüyorsa ve sizin olumlu bir söyleminiz yoksa en iyisi hiçbir şey söylememektir. Bunun yerine yardımcı olmaya çalışın. Çünkü iş yerindeki herhangi bir problem herkesin problemidir.

"Benim hatam değil." Önlenmesi gereken bir cümle daha budur. İnsan doğası gariiptir. Bir olayın sizin suçunuz olmadığını iddia etmeniz insanların sizden şüphelenmelerine yol açar. Peki, burdaki olay nedir? Birşeyler ters gitmiştir ve bunun düzeltilmesi gereklidir. Bu durumda insanlar kimi suçlayacaklarını değil bu sorunu nasıl çözeceklerini düşünürler.

"Aynı zamanda sadece tek bir iş yapabilirim." Fazla çalışmaktan şikayet etmeniz patronunuzun yükünüzü hafifletmesine yol açmayacaktır. Günümüzde herkes kendini baskı altında hissediyor ve çok çalışıyor. Komik olmak istiyorsanız unutmayın ki biraz iğneleme iyidir fakat bazen insanları kızdırabilir.

"Bu iş için fazla nitelikliyim." Evet belki de öylesiniz ama şu anda yaptığın iş bu. Bu işi siz kabul ettiniz ve hala bu işi yapıyorsunuz. Bundan şikayet etmeniz sadece sizi kötü hissettirir. Buna ek olarak sizinle aynı işi yapan iş arkadaşlarınız sizden hoşlanmayabilirler. Ayrıca patronunuz "Madem öyle düşünüyor o zaman onu terfi ettireyim" diye düşünmeyecektir.

"Bu iş kolay, herkes bunu yapabilir." Belki de söylemeye çalıştığınız şey işiniz kolay olduğu ve memnun olduğunuzdur fakat bu kulağa "Bu iş çok aptalca" diye gelmektedir. Ve patronlar işlerinin aptal olduğunu duymaktan hoşlanmazlar. Eğer yaptığınız iş basitse, memnun olun ve mümkün olan en kısa sürede o işi bitirin. Ayrıca o iş aptal olsa bile yapılması gereklidir.

"Bu yapılamaz." Patronunuzun istediği şey gerçekten de imkansız olsa bile bunu söylemeniz onu memnun etmeyecektir. Patronunuzun bunu neden sizden istediğini düşünün. Çözülmesi gereken problem nedir? Hedef nedir? O amaca ulaşmak için çözüm yollarını araştırın. Patronunuzun tam olarak istediği budur. Çoğu patron imkansızı kabul etmez.

Son olarak kararsızsanız unutmayın ki konuşmamak bazen çok önemlidir.

İyi Ütü Yapmanın Püf Noktaları


Ütüyü iş olmaktan çıkaran ipuçları

• Kusursuz Fransız Kol ve Omuzlar için: Fransız kollu giysiler bluz ve ceketlerin omuz kısımları için bir elbise kol kartonu mükemmel sonuç elde etmenizi sağlar.Eğer sizde yoksa bir havluyu kol kısmına sarın ve direkt olarak kolu ütülemeyi deneyin.

Narin kumaşlar için dikkat edilmesi gerekilen noktalar: Çok narin kumaşları ütülerken ütü bezi kullanın.Bir mendil veya pamuklu bir parça kumaş da bez olarak kullanılabilinir.

• Kolalı giysileri ütülerken: Kolada tercih edilen sertlik derecesi değişiklik gösterdiği için kolalama üzerine pek çok öneri bulunur.En elverişli çözüm ise kullanacağınız hazır spreyi kendi kullanımınıza uygun olarak sullandırmak ve bunu ince fısfısla kullanmaktır.

• Büyük parçalarını ütülerken: Büyük parçaları ütülemek için geniş alana ihtiyaç vardır.Ütü masasının geniş uç kısmıı kullanmak bize yardımcı olur. Plastik masa örtüsü veya yere serilecek eski bir çarşaf çamasırlarınızı yere temas etmeden ütülemenizi sağlar.

• Dikişli ve nakışlı parçaları korumak: Bu tür kumaşları ütülemek düşünüldüğünden daha kolaydır.Kumaşı havlunun üzerine ters yüz bir şekilde koyun ve buhar yardımı ile üzerinden ütüleyin.

• Kumaşın parlamasını önlemek için: Ütü bezini ıslatın ve sıkın.Islak bezi parlayan kısma yerleştirin ve ütüleyin. O bölge kuruyana kadar işlemi birkaç kez daha tekrarlayın. • Kusursuz pililer elde etmek için: Pilileri ütüleyin ve buhar yardımı ile iyice düzeltin.

• Ütü yaparken daha rahat olmak için: Ütü masasını karın hizasina ayarlayın ve kambur durmaktan kaçının.

• Giysilerin yaka kol ve kenar kısımları için: Önce içten sonra dıştan ütüleyerek kırışıklıklara katlanmalara dikkat edin.Sert görünmesi buhar uygulayın.

• İnce dügmeleri korumak için: Düğmeler bir kaşık yardımı ile kapatılarak korunabilir. Kaşıgı düğmenini üstüne koyun ve çevresini ütüleyin.

• Kırışıklıkların üzerinden geçmek: Dış çizgilerden birleşme yerlerine doğru giysiyi içten ütüleyin. Eğer kolay hareket etmeyen rahat ütülenmeyen bir giysi ise bir yere asın ve dikey olarak buharla ütüleyin.

• Piliseleri kusursuzlaştırmak: Pilisenin içinden giysinin aşağı kısmandan başlayıp sonra dışını ütüleyin .Kusursuz piliseler için mutlaka buharlı ütüleme yapın.

• Dikiş yerlerini daha düzdün hale getirmek için: Önce elinizle dikiş yerlerini düzeltin sonra ütüleyin.

Salatayla İlgili Gerçekler..


Hem form kazanmak hem de sağlıklı beslenmek için tercihinizi hep salatadan yana kullanabilirsiniz. Peki salatayla ilgili bildiklerinizin doğru olup olmadığını kontrol etmeye hazır mısınız? İşte mitler...

MİT 1: Salata, hamburgere göre her zaman daha az kalorilidir.

Bu tamamen yanlış bir bilgi. Salatanın üzerine eklenen soslar oldukça yüksek kalorili olabilir. Üstelik zeytinyağı da sağlıklı olduğu gerekçesiyle salatalarda bolca tüketilir. Fakat zeyinyağının yüksek kalori değerlerine sahip olması çoğu zaman atlanan bir gerçektir. Bu yüzden sıradan bir hamburgere göre yoğun soslu ve zeytinyağlı bir salatanın kalorisi daha fazla olabilir. Ancak diyette kontrollü olarak salata yemek çok yararlı olabilir. Çünkü salata için kullanılan sebze ve yeşillikler lif yönünden zengindir. Bu besinler mide ve bağırsakları fazladan çalıştırararak kalori yakımını hızlandırır.


MİT 2: Düşük kalorili sebzeler daha iyidir.

Salatanızı analiz edeceğiniz zaman içindeli besleyici öğelere ve enerji sağlayan kalori değerlerine dikkat edin. Örneğin kerevizi az kalorili olduğu için tercih ediyor olabilirsiniz ama bu sebzenin size kazandırdığı enerji de düşüktür. Kereviz gibi açık renkli sebzeler diğer sebzelere göre daha az lif, vitamin ve mineral içerirler. Bu nedenle bol sebzeli salata tercih edeceğiniz zaman kırmızı biber, brokoli, havuç, bezelye ve patlıcana ağırlık verin.

MİT 3: Yapraklı sebzelerin hepsinin besleyici değerleri aynıdır.

Yapraklı sebzelerin renkleri açıldıkça besleyici öğeleri de bir o kadar azalır. Açık renkli bir atom salata düşük derecede A, C vitaminleri, demir ve lif değerlerine sahiptir. Koyu yeşil renkteki ıspanak yapraklarında ise yüksek derecede magnezyum, demir ve kalsiyum vardır. Ispanağın anti-oksidan değerleri de yüksektir.

MİT 4: Salatanızın üstüne eklediğiniz kızarmış tavuk ya da et kalori değerini artırmaz.

Eğer salatanız bir ana yemeğe eşlik etmiyorsa, doyurucu olması için üzerine tavuk ya da et ekleyebilirsiniz. Ama dikkat! İşte bu noktada salatanız masumiyetinizi kaybediyor ve bir kalori deposu haline gelebiliyor. Bu nedenle eğer salatanıza protein değeri kazandırmak istiyorsanız haşlanmış ya da tavuğu tercih etmelisiniz.

MİT 5: Organik yeşillikler her zaman için çok daha sağlıklıdır

Araştırmalar; organik besinlerin besleyici öğelerinin kimyasallardan uzak olarak yetiştirilen sebze ve meyvelere göre çok da üstün olmadığını gösteriyor. Bu nedenle sadece organik sebze yemeniz gerektiğini düşünmeyin.

Ev Aksesuarları Nasıl Olmalı?


Eviniz için seçtiklerinizin sizi mutlu etmesi için…
Hayatın koşuşturmacasından yoruldunuz ve biraz da olsa bu duruma bir ara vermek için evinizi yenilemek ya da küçük de olsa evinizin bir köşesinde değişiklik yapmak istiyorsunuz. Öyleyse, günümüz koşullarında ev aksesuarlarından aydınlatmaya, duvar, yer ve tavan kaplamalarından, köşe bitiş profillerine kadar her türlü yapı ürünü ile evinizi renkelendirebilir ve zevkinize göre yenileyebilirsiniz.Tüm bu seçeneklerden, kendi kişisel zevkiniz ve isteğinize göre yararlanabilirsiniz. Öte yandan, bu kadar çok seçenek arasından size en uygununu bulmak sizin için çok da kolay olmayabilir. İşte bu nedenle, kişisel zevkinize en uygun ve evinizde yer alması sizi mutlu edecek doğru ürünü seçebilmeniz için verdiğimiz önerilerimize kısa bir göz atın.
Ev aksesuarı seçimini nasıl yapmalısınız?

Masanızı renklendirecek çiçekleriniz için şık bir vazo ya da aynalı konsolunuzu, duvardaki rafınızı süsleyecek bir biblo, belki de anılarınızı taze tutacak ve hep gözönünde duracak fotoğrafınıza göre bir çerçeve arıyorsunuz. Peki, bunların evinize uygun doğru seçimler olması ve sizi mutlu edebilmesi için neleri göz ardı etmemelisiniz.

- Öncelikle dikkat etmeniz gereken konu evinizin dekorasyon çizgisidir. “Klasik ya da modern çizgiler içeren bir evde mi yaşıyorsunuz?”sorusuna yanıt verebilmeniz size yardımcı olacaktır. Bununla birlikte, evinize hakim renkleri de dikkate almalı ve birbirine uyumlu renkleri tercih etmelisiniz.

- Mobilyalarınız ağırlıklı olarak cam, metal, canlı renk kumaştan ve köşeli ya da geometrik hatlardan oluşuyorsa, tercih edeceğiniz ev aksesuarlarının bu doğrultuda renkli ve benzer özelliklerden oluşması doğru bir seçim olabilir.

- Öte yandan, ceviz kaplama gibi ahşap bir kaplama ve daha oymalı kakmalı, işlemeli hatlardan oluşmuş mobilyaların yer aldığı klasik izler taşıyan bir evde yaşıyorsanız, bu çizgiyle uyumlu pirinç, bakır, eskitme gibi renk tonlarında ya da mobilyalarınızda kullanılan ahşabın tonlarında ev aksesuarları seçmeniz doğru olabilir.

- “Tüm bunlar iyi, güzel de, ben zıtlıkların insanıyım” diyorsanız, aşırı zıtlıklardan kaçınmalı ve zıt ama yine de birbiriyle uyumlu tonları seçmelisiniz. Unutmayın ki, siyah ve beyazdaki zıtlık bile yerine göre şık durabilir.

Toshiba'dan yeni LCD TV'ler


AV serisi modelleri daha küçük ekran boyutlarında (19’’, 22” ve 26”) mutfak , yatak odası, küçük ofisler, çocuk odası ya da öğrenci konaklama evleri gibi sınırlı alanlar için tasarlanmış. AV ve LV serisinin 32” ve 40” ekranlı modelleri de oturma odası, salon gibi büyük odalarda kullanım için uygun. AV ve LV serisi televizyonlar Avrupa’da bu aydan tarihinden itibaren satışa olacak.
Yeni AV ve LV serisi LCD televizyonlar ev ağına uygun olarak diğer sürücülerle içerik transferi ve paylaşımı yapılabiliyor. HDMI’a ek olarak USB arayüzüyle dizüstü bilgisayar veya video kamerayı televizyona bağlayarak sunumlarınızı izleyebilirsiniz.

AV/LV 713 ve AV/LV 733 serileri ortak DVB arayüzü ile geliyor. AV/LV serilerine bir oyun konsoluyla veya bilgisayarla bağlandığınızda otomatik olarak uygun resim ayarlarına geçiyor.
AV serisi: HD ready
HD ready AV 703 / 713 / 733 serileri, 19", 22", ve 32" ekran boyutları ve 1.366 x 768 piksel panel çözünürlüğe (WXGA) sahip. Renk olarak parlak siyah (AV7x3) ve parlak beyaz (AV7x4) olmak üzere iki tasarımı var. AV703 serisi analog alıcısı ile birlikte AV713 TV'lerde ayrıca bir DVB-T alıcısı ile donatılmış. AV733 cihazları analog ve dijital tuner DVB-T ve DVB-C özelliği yanı sıra AV713 ve AV733 cihazlarda HD sinyallerini alabilirsiniz.

LV serisi: Full HD ready
LV serisi Full HD TV'lerde ekran boyutları 32” ve 40”ten oluşuyor. 1920 x 1080 piksel panel çözünürlüğü ile, çok uygun fiyata Full HD çözünürlükte içerik görüntüleyebilirsiniz. Yeni LV serisi siyah özel “Bottom Lagoon”tasarımıyla geliyor. LV 703 / 713 / 733 serilerinde analog TV alıcısı da mevcut. Ayrıca LV713 serisinde DVB-T alıcı, RV733 serisinde ise DVB-T ve DVB-C bağlantısı sunulmakta.

Sürdürülebilir ve çevre dostu
Toshiba, sosyal sorumluluk projesi dahilinde, kurşun, cıva ve diğer bazı tehlikeli maddelerin kullanımını kısıtlayarak çevresel etkilerini azaltıyor. Tüm plastik parçaların yüzde 15’i geri dönüştürülmüş plastik malzemeden oluşuyor. Ambalaj ise tamamen geri dönüşümlü malzemeden yapılmış.

AV serisi
• HD ready (1,366 x 768 piksel)
• 16:9 format
• Seçilebilir resim formatı
• Oyun Modu, PC Modu
• 2x HDMI, USB, Komponent Video
• REGZA Link (HDMI-CEC) (AV703 hariç)
• Duvara monte edilebilir ya da ayaklı stand kullanılabilir

LV serisi
• Full HD ready (1,920 x 1080 piksel)
• 16:9 format
• Seçilebilir resim formatı
• Oyun Modu, PC Modu
• 3x HDMI, USB, Komponent Video

16 Nisan 2010 Cuma

Ünlülerin Formda Kalma Sırları


41 yaşındaki Jennifer Aniston mükkemmel ve fit. Bu görünümünün en büyük sebebi yoga seansları. Ayrıca bol miktarda içtiği su da güzelliğinin sebeplerinden. Yoga yaparak duruşunuzu, esnekliğinizi ve kas tonunuzu geliştirebilirsiniz.
Jennifer Lopez

İkizleri Max ve Emme'yi dünyaya getirdikten sonra Jennifer Lopez 2008'de Nautica Malibu yarışlarına hazırlanarak eski haline geri döndü. Ünlü yıldızın başarıya ulaşmasının en büyük sebebi kendisine hedef belirlemesidir. Haftada altı gün ve iki saat yaptığı koşu, yüzme ve bisiklet rejimi ile eski formuna geri döndü. Ayrıca eğitici Gunnar Petterson ile hafta üç kez yaptığı egzersizler ile sağlıklı şekilde kilo verdi.
Ellen Pompeo

Kızını dünyaya getirdikten beş ay sonra eğitmeni Gregg Miele sayesinde eski haline kavuştu. Esneme, kaldırma ve boks hareketleri ile eksi formuna dönen ünlü yıldız aynı zamanda hazır yiyecekleri yemeyi de kesti.
Cameron Diaz

Cameron Diaz formda kalmak için sörf yapıyor. Sörf yapmanın kendisini manevi açıdan rahatlattığını söyleyen Cameron Diaz su sporlarına 2000 yılında Charlie'nin Melekleri filminin çekimleri sırasında ilgi duymaya başlamış.

VUR BİTSİN

Orada masanın üstünde bir resim,
İkimiz denize karşı durmuşuz Üsküdar’da
Saçlarımızın üzerinde martılar,
Gözlerimizde acemi bir aşk
Ve tuhaf ve çocuksu bir mutluluk,
Senin sırtında sarı yağmurluğun
Kadıköy’de ucuzluktan almışız
Bende o siyah kazak hani bir kedi gibi sokulduğun
Şubat ve yağmur yağıyormuş meğerse,
Islatan her tarafımızı
Orada masanın üstünde bir resim,
Yak bitsin
Orada kapının arkasında bir yazı,
Seviyoruz yazmışız birlikte,
Harfler nasıl titremiş meğer ellerimizde,
Bir pazartesi akşamı ben eve dönünce
Tutup öyle yazmışız nereden estiyse,
Hep gülüşün, hep sıcaklığın sinmiş harflere,
Ne yaptığın çorbanın, ne pilavın tadı
Sobayı yakmayı unutmuşuz ne gam,
Senin çiğdemler açmış yüzünde sıcaklığın
Orada kapının arkasında bir yazı
Sil bitsin.
Orada sehpanın üzerinde iki bardak,
Senin demlediğin çayı içmişiz birlikte
Nasılda dalgamızı geçmişiz dünyanın bütün dertleriyle,
Bir masalmış bir yalanmış gibi korkmuşuz,
Sıkı sıkıya yaslanmışız bahtımızın kara yıldızına
Ben tek sen üç şeker atmışın filiz çayımıza
Sonra açıp perdeyi gökyüzünden bir dilek tutmuşuz,
Mehtap gülümsemiş deli yürek çocukluğumuza
Orada sehpanın üzerinde iki bardak,
Kır bitsin.
Orada odaya saçılmış küçük hatıralar,
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Belki minik kızgınlığın, belki bir gülüşün orda,
Böreğin altını yakışın, düğmeyi dikerken iğneyi eline batırışın,
Ve saçların hep o kan gülleri taktığın saçların, beni mahpus bıraktığın saçların.
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Hep o kanepede oturmuşluğun, şu senin küçük yastığın, şu eşarbın,
İşte şu bir haziran akşamı gitmek için ayaklanışın
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Orada odaya saçılmış küçük hatıralar,
Git bitsin.
Orada ayaklarının dibinde bir adam,
Adam bütün adamlığını dökmüş önüne,
Böyle kaç gün yada kaç gece, ayaklarının dibinde,
Öyle kolay mı öyle kolay gitmek,
Her şeyi bu İstanbul’u, o sevdiğin adaların kokusunu
Mısır çarşısını, Eminönü’nün balık ekmeğini
Beyoğlu’nun sinema salonlarını birlikte beklediğimiz 28 numarayı,
Unutmak öyle kolay mı, öyle kolay,
Orada ayaklarının dibinde bir adam,
Kov bitsin.
Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
Babadan kalma,
Hani bir bayramda saydırmışız havaya,
Sen biraz ürkek sokulmuşun omzuma,
Kuşlar havalanmış bütün kuşları İstanbul’un,
Giderken galiba bir beni birde bunu unutmuşun
Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
Ve burada zaten öldürdüğün bir yürek,
Vur bitsin

İBRAHİM SADRİ

15 Nisan 2010 Perşembe

Atasözü ve deyimler nereden geliyor?




Günlük hayatta sıkça kullandığımız atasözleri ve deyimlerin nereden geldiğini biliyor musunuz?
Eskiden savaşlar şimdikinden çok olduğu için, Anadolu' nun hemen her köyünden, hemen her hanesinden şu yada bu cephede savaşan bir asker olurmuş.

Bu askerlerin geride kalan anaları, kardeşleri, hanımları, nişanlıları, yavukluları olurmuş elbette.
Bu biçareler, vatanını, milletini, dinini muhafaza için cephe cephe koşan yiğitleriyle elbet gurur duyarlarmış ama ağlamadan, göz yaşı dökmeden de gün geçirmezlermiş.

Bazen aşikar, bazen gizli gizli ağlayan genç kız ve gelinlerimizin göz pınarları kuruyup gözleri çapaklanmaya ve ağrımaya başlarmış.

Birbirleriyle konuşurken, o zamanın terbiyesi icabı:
"Senin yavuklun, senin kocan" diyemezler, utanırlarmış.
Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak
Dimyat Mısır'da, Süveyş Kanalı ağzında ve Portsait yakınlarında bir iskeledir. Eskiden Mısır'ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Türkiye gelirdi.

Dimyat'a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının bindiği gemi Akdenizde Arap Korsanları tarafından soyulmuş ve adamcağızın kemerindeki bütün altınlarını almışlar.

Binbir müşkilat içinde Türkiye'ye dönen pirinç tüccarı o yıl iflas etmek durumuna düşmüş. İstanbul'dan kalkmış, memleketi olan Karaman'a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdayları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar. "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" sözünün aslı buradan kalmıştır


"Benim göz ağrımdan hiç mektup gelmiyor, seninkinden haber var mı?" diye sorarlarmış.

Bu deyim, sevdiklerimiz içinde en birincisi.
Atı alan Üsküdar'ı geçti.


Zamanında Bolu beyine baş kaldıran köroğlunun dillerde yağızmı yağız atı çalınır.bütün civarı arar tarar yok.bir kimse birde istanbuldaki pazarları dolaş der.istanbulda pazarları dolaşırken atına rastlar.
pazar sahibine şu ata bir bineyim hele der.pazarcıda buyur der .
eski sahibinin kokusunu alan at şahlanıp,dört nala ordan uzaklaşır.
dövünen pazarcıya ihtiyarın biri gelip ,
ah evlat! atı alan üsküdarı geçti..

Dünyanın en ilginç telefonları..





Geçtiğimiz sene de gördüğümüz dünyanın en ilginç 12 telefonun bu seneki modelleri de birbirinden ilginç ve eşsiz. İşte bu senenin en ilginç telefon dizaynları...
Steve Carell adlı tasarımcının tasarladığ bu telefon ilk defa Get Smart adlı filmde kullanıldı. Günlük hayatta kullanımı neredeyse imkansız olan bu telefonun bir tasarım harikası olduğu şüphe götürmezJuno filmiyle ünlenen bu telefon gerçekten restaurantlar ve oteller için çok uygun. Çocukların gerçek hamburger sanmasına yetişkinlerin ise canlarının hamburger çekmesine neden oluyor.
Gerçekten kocaman kıpkırmızı bir elma görünümünde olan bu telefon insanların ağzının sulanmasına neden oluyor. Söyleyecek çok fazla bir şey yok bu telefon karşısında.
Neden tabanca görünümlü bir telefona ihtiyacımız olsun ki? Birini vurduktan sonra polisi aramak için faydalı olabilir. Dışarı çıkarken silahınızı evde unutabilirsiniz ama cep telefonunuzu asla!

Samandan imal edilen bu telefon oldukça yumuşak. Bu telefonun bu şekilde üretilmesinin en önemli özelliği doğal kaynaklı atık maddelerin en yararlı biçiminde kullanımına olanak sağlaması. Böylece telefonla işiniz bittiğinde kimyasal atığa neden olmamış oluyorsunuz.

14 Nisan 2010 Çarşamba

İyi Öpüşmenin 18 Kuralı:)


Onunla öpüştüğünüzde nefessiz kalmasını, başını döndürmek mi istiyorsunuz? Eski moda öpüşmelerle başlayıp onu yatak odasına götürecek yeni öpüşme tekniklerini deneyin. Önereceğimiz yeni teknikler sayesinde partneriniz öpücüğünüzden çok memnun kalacak. İlk öpüşmenin filmlerdeki gibi öldürücü etkisi olmayabilir. Öpüşürken yırtıcı hayvan gibi davranmamaya ve mümkün olduğunca az tükrüklü olmasına çalışın. Öpücüğünüz iki insan arasında çok özel şeyler paylaşıldığını gösteren çok sıcak, ağır ve romantik olmalı. Çoğu kişi "sıcak ve ağır" tanımlamasını "ıslak ve dağınık" ile karıştırma hatasına düşer. Islak ve dağınık öpüşenler kadınlar tarafından beğenilmezler ve "kötü öpüşenler" listesinde yer alırlar. Bazıları bunu isteyerek yapabilir ve bunu etrafındakilere övünerek anlatabilir.

İşte en etkileyici 18 öpüşme kuralları..

Bayanlar ve baylar öpüşeceğiniz zaman dudaklarınızı ıslatmayın. Bu ünlü bir şarıkıcının seyirci önünde şarkı söylemeye başlamadan önce boğazını temizlemesiyle eşdeğerdir.


Öpüşürken diliniz kutudan birden fırlayan kukla gibi ağzınızdan çıkmasın, ağzınızın hafif açık olması yeterli.


Erken ortaya çıkan Fransız tarzı bu öpüşmeyi hemen denemeyin. Partnerinizin bunu denemeye çalışacağından şüpheleniyorsanız; 1) Ağzınızı kapatın, 2) Ağzınız açık olsun, dilinizi çıkarmayın.


Öpüşmenin daha ateşli bir hal almasını istiyorsanız dilini hissettiğinizde hoşunuza gittiğini gösteren bir işaret verebilirsiniz. Bu süreç yarım saat ya da 30 saniye olabilir.


Ağzınızı partnerinizinkinden çok daha geniş açmayın. Öpüşme taklit etme değildir.
Öpüşürken kaba konuşmalar yapmayın.


Dilinizi partnerinizin küçük diline değdirmeye çalışmayın.


Dudaklarda başlayan öpüşme sonrası dudaklarınızı vücudun diğer yerlerinde gezdirmek için acele etmeyin. Ay ışığı altında yuvarlanmak, gezinmek romantizmi artırabilir. Bundan sonra kontrolü ele almak sizin elinizde.


Çoğu kişi romantizmi yetişkinliğe geçiş döneminde önemser. Herşeyin ötesinde her ikinizde sadece öpüşmeye odaklandığınızda keyif alırsınız.


İlk öpüşmeniz sonrasında kendi kendinize "kötüydüm değil mi?" gibi sözlerle çamur atmayın. Gerçek kadınlar ve erkekler sadece bu andan zevk alırlar.


Sadece umutsuz ruhlar karşısındakini içine çekmeye çalışır. Özellikle daha önce asla öpüşmediğiniz birine çekingen ve yasakmış gibi yaklaşıp sürpriz bir öpücük kondurmayın.

Aykırı Hayat Tavsiyeleri


Kafanıza yerleştirilmiş bilgileri artık unutun. 21. yüzyıl, sadece teknolojisiyle değil, yeni düşünce şekliyle de hayatımızı etkiliyor. Karşılaştığınız durumlara geleneksel yorumlar getirmek yerine, çağa ayak uydurun.

Artık beş yıllık bir plana ihtiyacınız yok

Eskiden insanlar 25 yaşına kadar hayalindeki mesleği yapıyor olmak, 27 yaşına kadar evlenmek, 30 yaşında ilk çocuğa sahip olmak gibi planlar yapardı. Şimdi çok önceden bazı şeyleri planlamanıza gerek yok. Kendinizi plana adamanız fırsatları görmenizi engeller. Geleceğinizi rahat bir şekilde planlamak en güzeli.Aldatmanın olumlu etkileri

Kimi zaman aldatma gibi büyük krizler yaşamak çiftleri birbirlerine yakınlaştırabiliyor. Eğer aldatan taraf içtenlikle pişmanlığını belli edip barışmak için çabalarsa, ilişki yürüyebiliyor.

Bir gecelik macerayı gerçek bir ilişkiye dönüştürebilirsiniz

İster inanın ister inanmayın, sıradan bir ilişki bile gerçek bir aşka dönüşebilir. Artık insanlar kariyerleriyle çok meşgul olduklarından, birisiyle fiziksel uyum içinde olduklarını anlamalarını sağlayacak zamana ve sabıra sahip değiller. Bu yüzden tek gecelik ilişkileri birine bağlanmaya tercih ediyorlar. Bu tür bir erkek arkadaşı gerçek bir sevgiliye dönüştürmek için, ona ilk iki buluşmanın ardından ciddi bir şeyler istediğinizi belli edin ya da açık açık söyleyin. İlişkide bir üst seviyeye çıkmak için bazı erkeklerin dürtüklenmesi gerekebiliyor.

Karşınızdaki erkeğin düzenli bir işi ve çift arkadaşları varsa, ciddi bir ilişkiye açık olduğunu düşünebilirsiniz. Çevrenizdeki yaşça sizden küçük olan erkekleri de küçümsemeyin. Bir araştırmaya göre üniversiteli erkekler birine bağlanmayı tek gecelik ilişkilere tercih ediyorlar.

Ailenizi hayatınızın en önemli parçası yapmayın

Herkesin ailesiyle çok yakın olması gerekmiyor. Eğer ebeveynlerinizle aranız çok sıkı fıkı değilse, kendizi arkadaşlarınızdan oluşan bir aile yaratma isteğiniz konusunda suçlu hissetmeyin. Ailesiyle iyi geçinemeyen kadınlar veya ailesinden uzakta yaşayanlar iş arkadaşlarıyla güçlü bağlar kurabiliyorlar. Ayrıca akrabalarınız olmayan insanlara içinizi dökmek daha kolay olabileceği gibi, samimi ilişkiler kurmanıza da olanak sağlıyor.

İşle eğlenceyi birbirine karıştırabilirsiniz

Kısa bir süre öncesine kadar ofiste birlikte çalışılan bir erkekle beraber olmak kariyer intiharı gibi görülüyordu. Ama bazı firmalar, ofis içi ilişkilerin verimliliği yüzde 20 oranında artırdığını fark etti. Bundan dolayı, çoğu büyük firma (patronla ilişki yaşamak dışında) bu konudaki politikalarını gevşetti.

Son yıllarda çalışanların neredeyse yarısı bir iş arkadaşıyla ilişki yaşadığını itiraf ederken, yüzde 25'i bu ilişkiyi evliliğe götürüyor. Çalışma arkadaşınızla yakınlaştığınızda ve onu tanımaya başladığınızda, yüzeysel olanın altındakileri görme şansına erişirsiniz. Bu şekilde, belirli saygı sınırları içindei bir ilişki başlatabilirsiniz.

Problemlerinizden kaçabilirsiniz

Kötü bir ayrılıktan sonra uzaklara gitme isteği artar. Kadınlar, bir problem üzerinde uzun uzadıya düşünmeleri gerektiğine inanırlar. Ama bu, endişeyi ve depresif hisleri artırmaktan başka bir işe yaramaz. Sizi mutsuz eden bir olaydan sonra her şeye ara verip sonrasında kaldığınız yerden devam etmek iyi bir fikir olabilir. Uzmanlar, manzara değişikliğinin hareket planınızı belirlemek konusunda işe yarayabileceğini söylüyor.Kısa saç, iş başvurusu için ön şart değildir

Başarılı olmanın anahtarı bir zamanlar, iyi hazırlanmış bir özgeçmiş ve havalı bir saç kesiminden geçiyordu. Büyük şirketler, maskülen hatların güçlü bir karakterin ilk şartı olmadığının farkına vardılar. Güzellik ve modanın vazgeçilmez değerler olduğunu kimse inkar edemez. Makyaj yapan kadınların yüzde 20 ila 30 arasında daha fazla para kazanıyor olması. Kadınsılığınızı öne çıkarmanız kendinize ne kadar güvendiğinizin bir göstergesidir. Erkek evde oturabilir

Çocuk bakımı masraflarının hızla artması ve kadınların yüzde 25'inin erkeklerden daha fazla para kazanıyor olması, erkeklerin yüzde 37'sinin evde oturup çocukları yetiştirmesine sebep oluyor. Çoğu genç erkek büyürken annesini çalışırken gördüğünden, başarılı kadınlara saygı duyuyor ve eve ekmek getirenin erkek olmasının şart olmadığını düşünüyor. Evde oturup çocuk bakmaya razı olan bir erkek, destekleyici, uzlaşmaya varılması kolay ve erkek egosu açısından problemsiz bir insan olma özelliğini taşıyor.

Bir ev satın almak zorunda değilsiniz

Ekonomik kriz nedeniyle bu dönemde ev kiralamak çok daha akıllıca. Bizi, gayrimenkul almanın artık en iyi yatırım olmadığı konusunda uyarıyor. Kendinize zaman vererek para biriktirmeye başlayabilir ve sonrasında faizle ev kredisini başvurup emlak vergileriyle birlikte bir ev satın alabilirsiniz. Hazine tahvilleri en iyi yatırım araçları olabilir.

İlişki bir taraf aldattıktan sonra da yürüyebilir

Aldatan insanların genelde bencil ve narsist olduklarını düşünürüz. Bu kesim sadece 15 ile 20'lik bir yüzdeden oluşuyor. Geri kalanı ise, iyi niyetli ve mükemmel olmayan insanlardan oluşuyor. Bunlar aslında, partnerlerini seven ama gerçekten aptalca bir hata yapan insanlar. Bazı durumlarda düşüncesiz bir hareket tarafları birbirine yakınlaştırabiliyor. Eğer aldatan taraf içten bir şekilde ilişkinin yürümesi için çabalarsa o ilişki kurtulabiliyor.

Klasik kurallar

Anneninizin sözlerini her zaman dinleyin.

Bir erkekle ilk buluşmada birlikte olmak hiç de doğru olmaz.

Erkek arkadaşlarınızın anne ve babasına, onlar size izin verene kadar, "Siz" diye hitap edin.

Emin olamadığınızda şık, siyah bir elbise giyin.

Bir ev partisine davet edildiğinizde eliniz boş gitmeyin.

Bir telefon devinin çöküşü..


Akıllı telefonlarıyla ünlü 18 yıllık firmayı karanlık bir gelecek bekliyor.



Son yıllarda sürekli zarar açıklayan Palm'den söz ediyoruz. 1992 yılında bir yazılım firması olarak kurulan Palm, 1995 yılında US Robotics ve 1997 yılında da 3Com tarafından satın alınmış.

Aslında şirketin geçmişinin oldukça haretli olduğunu söyleyebiliriz. 3Com birleşmesinden sonra şirketin kurucuları yönetimle ters düşerek şirketten ayrılma kararı almış ve Handspring adlı başka bir şirket kurumuşlar.
Bir süre sonra 3Com ile Palm tamamen ayrılmış ve Palm yoluna ayrı olarak devam etmiş. 2003 yılına gelindiğinde ise şirket bu kez kendi içinde PalmSource ve PalmOne olarak ikiye bölünmüş.


PalmSource sadece yazılıma yönelirken PalmOne sadece donanıma odaklanmış. Eski kurucuların 3Com'dan ayrıldıktan sonra kurdukları Handspring şirketi de PalmOne ile birleşmiş. Böylece kurucular yuvaya dönmüş.

Bu hareketli geçmişin geldiği son nokta ise hiç iç açıcı değil. Son yıllarda artan rekabet koşullarına ayak uyduramayan Palm düzenli olarak zarar ediyor. Gelen son haberlere göre de çok kısa bir süre içinde satışı gerçekleşecek.

Satın almayı gerçekleştirebilecek firmalar arasında ise Lenovo, Dell ve HTC'nin adı öne çıkıyor. Özellike akıllı telefon üreticisi HTC'nin satın almaya yakın olduğu söyleniyor. Palm'in kendi geliştirdiği webOS işletim sisteminin haklarını almak HTC için oldukça önemli bir gelişme olacaktır.

Bir zamanlar akıllı telefon ile eşanlamlı olarak kullanılan Palm'in başarılı sayılabilecek ürünleri olmasına rağmen bu noktaya kadar gelmiş olması eskiden beri Palm kullananları oldukça üzdü.

13 Nisan 2010 Salı

Roma'da Mimar Sinan Sergisi

Avrupa'da 'Osmanlı Michelangelo' olarak tanınan Mimar Sinan'ın eserlerinden oluşan fotoğraf sergisi, ünlü piyanist Fahir Atakoğlu'nun piyano resitali eşliğinde İtalya'nın başkenti Roma'da açıldı

Abdullah Gül'ün ev sahipliğinde, ilk kez 9 Haziran 2009 tarihinde Çankaya Köşkü?nde gerçekleştirilen Mimar Sinan sergisi, Bosna Hersek, Suriye, Bulgaristan, Arabistan, Almanya, Brezilya ve İngiltere?den sonra İtalya?ya taşındı. Türkiye?nin İtalya Büyükelçiliği Kültür ve Tanıtma Müşavirliği ile Roma Mimarlık Evi iş birliğiyle İstanbul Doku Film şirketi tarafından gerçekleştirilen ?Mimar Sinan. L?Architetto (Mimar Sinan. Mimar)? adlı fotoğraf sergisinin açılışı, Roma Mimarlık Evi?nin sergi salonunda dün akşam yapılan tanıtımla yapıldı. İstanbul 2010 Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında ABD ve Fransa?da da açılacak olan sergi, mimarın bazı eserlerinden çekilmiş 50 büyük boy fotoğraf ile on altıncı yüzyıla ait 10 minyatür ve Süleymaniye Kompleksi?nin bir küçük modelinden oluşuyor. Açılış için Roma?ya gelen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen yaptığı konuşmada, ?O eserleriyle bir ekol oluşturdu. Dünyaya inciler kazandırdı, öğrenciler yetiştirdi. Michelangelo gibi isimlerle dünyamızı zenginleştirdi. Bu serginin Roma gibi bir şehre çok yakıştığını düşünüyorum. Sinan, tarihte insanları birbirlerine bağlayan köprüler yaptı. İnanıyorum ki bu sergi de Roma ve İstanbul, İtalya ve Türkiye arasında bir köprü olur.? diyerek Mimar Sinan ve sergi hakkındaki düşüncelerini anlattı.

İtalyan Mimar Prof. Giuseppe Strappa ise Mimar Sinan?ın mimarlık tarihinin en önemli ve büyük işler yapmış isimlerinden biri olduğunu söyleyerek, ?Ne yazık ki İtalya?da çok tanınan ve eğitim sistemimizde öğretilen bir mimar değil. Bu büyük bir yanlış? diye üzüntüsünü dile getirdi. Açılışta, Doku Film?in Genel Müdürü Mustafa Aksay tarafından hazırlanan, 'Mimar Sinan the Architect' adlı 8 dakikalık bir belgesel yayınlandı. Ayrıca ünlü piyanist ve besteci Fahir Atakoğlu da yaklaşık 15 dakikalık piyano resitaliyle konuklara keyifli anlar yaşattı. Sergi 30 Nisan?a kadar görülebilecek.

'KİMSE ONUN GİBİ ÜNE KAVUŞMADI'

Mimar Sinan sergisi hakkında dün bir makale hazırlayan Corriere Della Sera Gazetesi, Sinan'ı, 'Sayısız projelerinin büyük bölümü, Osmanlı İmparatorluğu'nun altın çağı olarak tanımlanabilecek 16. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşti. Ondan evvel ?belki de ondan sonra da- hiç kimse, hem yetenekli bir usta hem de bilge bir mimar olarak hayattayken bunca üne kavuşmadı. Mimar Sinan?ın ünü, çalışma faaliyetleriyle ve elli yıl gibi kısa bir süre zarfında doğup, biçim bulan ve o devasa İmparatorluğun her köşesine dağılmış durumdaki başyapıtlarıyla sıkı sıkıya bağlantılı oldu. Michelangelo ve Palladio?nun çağdaşı Mimar Sinan, Osmanlı İmparatorluğu?nun en önemli yapılarının inşası ve denetiminin sorumlusu oldu.? diye anlattı..

SUNU TEKNİKLERİ DERSİ:)

Dün sunu teknikleri dersinde yine hoş anlar yaşadık bende dahil olmak üzere 4 kişi güzel sunumlar yaptık.Küçük bir şiir dinletisi tadında bir sunum hazırlamıştım;3 tane şiir seslendirdim:Mehmet Çetinden,Nazım Hikmet Randan ve Baahattin Karakoçtan sanırım çok etkileyici okudum şiirleri bir ara baktığımda herkes gözlerini siliyordu:)

7 Nisan 2010 Çarşamba

6 Nisan 2010 Salı

EĞER..


Eğer ;



O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...



sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,



ve O, her durduğunuz yerde duruyor,


her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp,


hüzünlendikçe ağlıyorsa...


dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu


bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...


hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü,


O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...


her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O...


her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...


bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez


özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,


iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...


iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...


eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın


O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...


kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...


özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...


hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...


O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme,


vuslat sehere denkse...


gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;


bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...


uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...


dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,


bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...


Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız,


sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...


...o halde bugün sizin gününüz!..


"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.



Can Dündar

2010 Altın Modası



Gülaylar, 13-17 Mart tarihleri arasında 30. kez düzenlenen İstanbul Mücevher ve Takı Fuarı'na 2010 altın ve mücevher koleksiyonu ile damgasını vurdu.
Fuarda 2010 senesi için özel olarak hazırlanmış olan Kalbimdesin Alyans serisi 8 özel modeli ile müşterilerin beğenisine sunuldu. Çok beğenilen bu koleksiyondan Türkiye çapındaki mağazalar ve satış noktalarından toplamda 1.3670 adetlik ve 1.650.000 USD'lik sipariş alındı. Ayrıca 20 ayrı ülkedeki yurt dışı müşterilerden de bu koleksiyon için 8.500 adetlik 1.050.000 USD'lik sipariş alındı.
Aynı zamanda 2009 senesinde satışına başlanan Diamond Of İstanbul koleksiyonun ilk 25 parçasına bu yıl 17 yeni model daha ilave oldu. Toplamda 42 parçalık bu çok özel koleksiyon İstanbul'un birbirinden güzel tarihi eserlerini altın ve pırlantanın ışıltısı ile buluşturan çok nadide bir koleksiyon tasarlandı. Yurt içi ve dışı müşterilerden çok yoğun ilgi gören bu koleksiyondan da toplamda 4.200 adet ve 4.150.000 USD'lik sipariş alındı.

Mazeretim Var! Diyet Yapamıyorum


1- Mazeret: Egzersiz yapmak için vaktim yok.

Yapmanız gereken: Sanıyorum ki en sevdiğiniz televizyon programını izlemek için vakit buluyorsunuz. Meşgulsünüz, anlıyorum ama sağlığınızı öncelik haline getirmek için bir yol bulmalısınız. Toplantılarınızı organize ettiğiniz gibi egzersizlerinizi de organize etmelisiniz. Biraz erken kalkabilir ve bir fitness DVD ile egzersiz yapabilirsiniz. Bunu haftasonlarına da sıkıştırabilirsiniz. Bir kardiyo aleti alabilir ve dinlenirken ya da televizyon izlerken 30 dakika boyunca yapabilirsiniz. Gerçek şu ki zamanı kendiniz yaratmalısınız. Egzersiz yaparsanız daha enerjik, daha sağlıklı ve özgüvenli olursunuz.

2- Mazeret: Çocuklarım ve erkek arkadaşım için etrafta abur cubur bulundurmak zorundayım.

Yapmanız gereken: Hepsini çöpe atın. Onların da yememesi gerekiyor.

3- Mazeret: Daha önce de kilo vermeye çalıştım ama yapamıyorum.

Yapmanız gereken: Saçma. Tabii ki yapabilirsiniz. Uygun bilgilerle donatılırsanız herşeyi yapabilirsiniz. Düzenli bir şekilde egzersiz yapmak için kendinizi eğitin. Kaloriler hakkında bilgi sahibi olun. Yediğiniz yiyecekte kaç kalori var, günde kaç kalori yakıyorsunuz gibi soruların cevaplarını öğrenin. Yeterli bilgiyi aldığınız zaman hayatınızı değiştirecek kararları daha net bir şekilde alırsınız. Bir daha yapamayacağım dediğiniz zaman bir düşünün ve kendinize sorun "Neden yapamayayım ki?".

4- Mazeret: Bir çok iş yemeği ve sosyal aktivite içinde bulunuyorum. Bu çevre içinde kilo veremem.

Yapmanız gereken: Yağlı çerezleri yemediğinizi kim fark edecek? Akşam yemeklerinde sadece bir tek şey yiyin. İlla ki bir tane sağlıklı yiyecek vardır. Ve insanlar size sorduklarında sağlıksız yiyecekler için "Hayır, teşekkür ederim" deyin.

5- Mazeret: Çok seyahat ediyorum ve bunu bir rutine dönüştüremiyorum

Yapmanız gereken: Dinleyin, yiyeceklerinizi sürekli yanınızda taşıyın. Spor salonu olan otellerde kalın. Dışardan yemek siparişi verirken, ızgara yada fırınlanmış yiyecekleri tercih edin. Sosları ve harcları bir kenara atın ve sebze yemeye özen gösterin.

6- Mazeret: Arkadaşlarım yetersiz yiyecekler tüketiyorlar ve benimde onların yanında sağlık yiyecekler yemem zor oluyor.

Yapmanız gereken: Ailenize ve arkadaşlarınıza sağlığınızla ilgili amaçlarınızı ve onların sizi nasıl destekleyeceğini söylemelisiniz. Onlara sizinle birlikte sağlıklı yiyecekler yemelerini söyleyin. Eğer yapamazlarsa sizi yetersiz yiyeceklerden yemeniz konusunda zorlamamalarını söyleyin.

7- Mazeret: Sevdiğim kişiler kilom hakkında durmadan beni azarlıyorlar ve bu benim isyan etmeme neden oluyor.

Yapmanız gereken: Bu sizi yetersiz yiyecekler yemeye zorlayan arkadaşlarınızla benzer bir konudur. İhtiyaç ve isteklerinizi söyleyin. Eğer hala sizi azarlarlarsa sınırlar örmelisiniz. Onlara kilonuzun ve egzersiz alışkanlıklarınızın tartışmaya açık olmadığını söyleyin.

CENAZEYE GİTTİ ZENGİN OLDU


Balıkesir doğumlu Türk iş adamı Ali Furat (41), üniversite eğitimi için İngiltere’ye gitti. Ekonomi okuyan Ali Furat 15 yıl önce İsviçre’nin Zürih kentine yerleşti. Ancak ne iş yapacağına bir türlü karar verememişti.

İş ararken, ölen Türk komşusunun cenazesinin naklinde sorunlar yaşandı. Bu olay Ali Furat’ın bundan sonraki yaşamını belirledi.

‘BUNUN İÇİN Mİ OKUTTUK’

Ali Furat küçük bir cenaze taşımacılığı şirketi kurdu. Geçen zamanda küçük şirket tanınmış bir firmaya dönüştü. Ali Furat, cenaze taşımacılığı yapmayı planladığında öncelikle eşinin fikrini aldığını söyledi.

Ali Furat, “Eşime bunu söylediğimde ‘Aman eve iş getirme de, ne yaparsan yap’ dedi. Balıkesir’de oturan annemin ilk tepkisi ise ‘Sen aklını mı yitirdin? Biz seni cenazeci ol diye mi okuttuk?’ oldu” dedi.

Şirket 15 yılda 5 bin kişinin cenazesini ülkelerine ulaştırdı. Şirketin cenazesini taşıdığı kişiler arasında bazı Arap ülkelerinin kraliyet ailesi üyeleri, dünyanın sayılı zenginlerinden Suudi Gusaybi ve Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın dayısı olan işadamı Faruk Yalçın da yer aldı.

KONUMA GÖRE FİYAT

Dünyanın her yanında faaliyet gösteren şirket cenaze taşıma karşılığında ortalama 8 bin dolar ücret alıyor. Ancak bu ücret cenazenin bulunduğu yerin konumuna bağlı olarak 75-80 bin dolara kadar çıkabiliyor

5 Nisan 2010 Pazartesi

Velev Ki Ciddiyim


Yeryüzü belki geleceğe dair en umutsuz dönemini yaşıyor. Bu ülkedeki, bu gezegendeki insanlar arıza vermeye başladı!

Birilerinin kurguladığı berbat bir senaryonun içinde saf saf oynayan aktörler olduğumuzu keşfediyoruz yavaş yavaş. Ve öfkeliyiz.

Keyifler kaçık, tepeler atık! Uçlarımız sivrildi, birbirimize batıyoruz. Hepimiz, ne demekse, “öteki tarafa”, gıcığız!

Ve en mülayim olanımız bile bizleri bu hale getirenleri bir eline geçirse, son yılların en popüler protesto gösterisindeki gibi, ayağından pabucunu çıkarıp kafalarına atıverecek! De, edebinden yapmıyor!

Hala inanıyorum ki son gülen ve de en gevrek gülen, bu silahsız, işinde gücünde, sakin, ahlaklı, kibar, sessiz çoğunluklar olacak.

Dolayısıyle bu kitabın kapağı aracılığıyla, kitabı alanlar adına, yani vekaleten, hali pür melalimize katkısı olan bütün kifayetsiz muhterislerin alnının ortasına, ayakkabımı “çtooong” diye fırlatıyorum!

Mizah en iyi silah, en iyi ilaç...

Son yılların popüler deyişiyle “Velev ki” ciddiyim, “Velev ki” ıskalamadım ve pabuç tam “yerine” ulaştı!

Heheheheheh! Siz var ya siz!

Düşüncesi bile içinizin yağlarını eritti değil mi? !

O zaman artık biraz gevşeyip gülebiliriz.

İyi okumalar!

KOCA REİS..


Hey gidi koca reis,
Gidiyorsun ha,
Sen adam gibi yaşamanın bedelini,
Biz senin bedenini vurup sırtımıza,
Gidiyorsun ha,
Ne diyeyim şimdi;iyi mi ettin diyeyim,
Kalan,,,,kalan yok be reis,
Hani,birkaç küçük anı,birkaç hatıra,
İçimde tuhaf bir his,
Sana geldi diyor belki de şimdi sıra,

Pekala,baş üstüne,
Ölüm çoktan kabulüm,
Nasıl olsa çocuklar büyüdü,
Üç buçuk emekli aylığımda geçinir gider karım,
Lakin,lakin benim korkum;
Şiirlerim kalır diye yarım,
Satılır diye bir mahalle bakkalına kitaplarım,
Zeytin sarılır,helva sarılır,
Kalırsa duvarda bir resmim kalır,
Belki kapı zilinde bir müddet ismim,
Sonra,sonra unutulur gider cismim dahi,
Hey gidi koca reis,
Gidiyor musun sahi ?
Hatırlar mısın ?aynı yıl bitirmiştik okulu,
Senin tayının Anadolu”ya çıkmıştı da,
Giderim ulan demiştin,güle oynaya giderim,
Bizi vatan haini ilan edip;
Ve güle oynaya gitmiştin,bir akşam treniyle,
Gerçi sık,sık mektuplaşır,
Oraları anlatırdın bizlere,
Değişmeli derdin,değişmeli buraların makus talihi,
Oralardan yine öğretmenle evlenmiştin,
Çağırmıştın da gelememiştik be koca reis,
İş güç işte birazda bahane,
Kızmıştın,hatırlar mısın,ulan demiştin;
Siz benim cenazeme de gelmezsiniz,
Geldik,geldik be koca reis,geldik,
Sen adam gibi yaşamanın bedelini,
Biz senin bedenini vurup sırtımıza,
Gidiyor musun sahi?

Ne hikmetse en çokta bana kızardın,
Bırak derdin,şu aşk meşk şiirlerini,
Yazacaksan ulan,memleket meselelerini yaz,
Öyle Erenköy”de oturup,
Köylü geldim,köylü gideceğim hikayelerini kimse yemez,
Buralar yok yoksul,buralarda akşamlar ayaz,
Buralara ne kimse geliyor,ne yaz,
Tutturmuşsunuz,varsa yoksa bizim kuşak,
İnsan insanlarına olmalı,taşına toprağına olmalı,
İnsan vatanına olmalı uşak,
Gelmeyin ulan,gelmeyin derdin,ölümümde dahi,
Geldik be koca reis,geldik,
Sen adam gibi yaşamanın bedelini,
Biz senin bedenini vurup sırtımıza,
Gidiyor musun sahi?
Kalan,kalan yok be reis,
Satılır palton bir eskiciye,
Kömürlüğe atılır haftasına masan,
Kalırsa duvarda bir resmin kalır,
Belki,belki kapı zilinde bir müddet ismin.

Mehmed Çetin
Yeşilköy

4 Nisan 2010 Pazar

SALİH..


Bana kalsa değil bir satırı,
Yazmazdım ya sana tek kelime,
Yaz diyor, bende yazıyorum işte,
Annen, yani makbule teyzenin hatırı,
Aslında küfür kafir gelse de dilime,
Bilirsin; ta okul yıllarından sevmemiştik birbirimizi,
Kırgınım sana, hani şimdi tutup,
Nereden çıktı demeyesin bu mektup,
Selam kelam etmemişsem sebebi malumundur,
Ha, sonra biz senin kadar mürekkep yalamadık hani,
Lafa nerede başlanır. nerede biter,
Bırak mektupta, biz sevdiğimize bile süslü laflar edemedik hiç,
Neyse, bilmem haberin var mı?
Memduh amcayı, yani babanı kaybettik,
Ne vakit hal hatır sormaya gittiysem size,
Hep kapı önünde bulurdum,
Karşı yola doğru dururdu öylece solgun yüzü,
Gelmez diyordu, gelmez bu dürzü,
Senin anlayacağın gözleri açık gitti rahmetlik.

Annen sakın duymasın diyorsa da,Salih,
Benden söylemesi,annen geçenlerde evi tefeci tahir”e sattı
Babanın birikmiş borçlarını öylece kapattı,
Hani; doktor,hastane, falan,
Olsa olsa şimdi kefen parasıdır elinde kalan,
Bi ara, bi sor ulan,
Bu nasıl bir nefret ki hala bitmedi,
Ulan Salih,ulan Salih,
Yoksa ciğerini oralarda itler mi yedi,
Bir mektup yaz,bir şeyler karala,
İstersen kız bağır,binbir küfür sırala,
Ne dersen de işte,
Zannedersem,annenin de gözleri açık gidecek bu gidişle.
Adresini Sarı Tijen” den aldım,
Önceleri yok, mok dedi, yemin billah,
Neyse imana geldi,
Bakma sen sarıdır,marıdır,yine de iyidir.
Bak Salih, lafı fazla uzatmayacağım,
Geçenlerde sahilde ki bizim kahvede,
Adaşın Salih,kirkor amca,kasap Nedim,
Dört kol pişti atıyorduk ki;
Mahalleden bir ufaklık,nefes nefese;
Makbule teyze,Makbule teyze,
Bir koşu vardık ki,
Çoktan Çapa”ya kaldırmış Sarı Tijen,
,serum,oksijen,
Korkma,mahalleli aramızda toplayıp masrafları ödedik,
Helali hoş olsun,
Makbule teyzenin az mı su böreğini yedik.
Bir ara doktor dışarı çıkıp,
Başını iki yana sallayıp, haber verin dedi,
Kimi,kimsesi yok mu?
Hep bir ağızdan var dedik, var biziz kimi kimsesi
Ulan Salih,ulan Salih ciğerini yoksa oralarda itler mi yedi.

Dün gece sıra bendeydi, bendim başında bekleyen,
Bir ara gözlerini açtı,
Elini tuttum,gözlerine takılıp kalmış yaşları usulca sildim,
Yastığın altından küçük bir torba çıkarıp;
Al sende kalsın yavrum,kefen param,
Hani,yarın emri hak olursa dedi,
Öyle bir sıkmışım ki yumruklarımı,
Öyle bir vurmuşum ki duvara,
Küfürün adına günah demişler ha,tövbe.tövbe,
Ulan Salih,ulan Salih,hani bir elime geçsen kazara.

Kış diyor mevsim, gelmeye kalkmasın,
Hele bir gelsin bahar yaz,
Sen yine de iyi olduğumu yaz,
Nasıl da tevekkel,nasıl da teslim kaderine,
O an var ya,o an sanki kör bıçaklar soktular en derine,
Yüzünü cama döndü,
Biliyordum ki ağlıyordu,
Elinin tersiyle yüzünü silerken,
Dağlar başına oğul,
Gelen yaşıma oğul,
Sana umud olanın,
Toprak başına oğul,
Kış diyor mevsim,gelmeye kalkmasın,
Hele bir gelsin bahar yaz,
Sen yinede iyi olduğumu yaz,
Son kez gözlerini aralayıp,
Salih”im dedi,Salih”im,
Annen sana Salih”im dedi de,
Sen,bi daha anne diyebilecek misin?
Anne ben geldim kapıyı aç,
Anne karnım aç,
Başım kaşınıyor anne,
Başımı kaşı,
Anlat diyebilecek misin masal anne,
Hani yarım kalmıştı ya dünkü;
Yok Salih yok,
Sen, sen bi daha hiç anne diyemeyeceksin!
Annen,annen ÇÜNKÜ….

Mehmet Çetin

ERZİNCAN..


TARİH
Erzincan'ın İlkçağ tarihi hakkında esaslı bilgiye henüz sahip değiliz. Ne var ki M.Ö. ikinci bin yılda, bu yörede, Hurriler'in yaşadığını, ikinci bin yılın ilk yarısı başlarında da Hayaslılar'la Azziler'in hüküm sürdüğü bilinmektedir.Eski çağlardaki "Azzi" bölgelerinden dolayı Aziriz olarak bilinmekteydi. Selçuklular, Aziriz adını çok beğenmiş ve buna "Rahmet yağarsa can Aziriz can" rahmet yağmazsa "Yan Aziriz yan" biçiminde bir tekerleme uydurulmuş, bu tekerlemedeki Aziriz sözcüğü zamanla değişerek, Erzincan biçimini almıştır. Erzincan da bu sözcükten türemiştir

Anadolu'da M.Ö. 1050-1180 arasında Hattuşaş'ı merkez yaparak büyük bir imparatorluk kuran Hititler yakın doğuyu egemenlikleri altına almışlardır. Erzincan ve yöresinde Hititler'e ait bir yerleşim merkezine rastlanmamışsa da, bu yörenin Hitit egemenliği altında kaldığından da hiç şüphe yoktur.

Doğu Anadolu'da kurulan ilkçağ devletlerinden biri Urartular'dır. M.Ö. 900 yıllarında kurulan bu devlet Van'ı (Tuşpa) başkent yapmış, sınırlarını Hazar Denizi'nden Malatya'ya, kuzeyde Erzurum ve Erzincan'dan güneyde Halep ve Musul'a kadar genişletmiştir.

Erzincan yakınlarında Altıntepe'de 1953'te yapılan kazıda Urartular'a ait birçok eser çıkarılmış, bu yörenin Urartu egemenliği altında kaldığı kanıtlanmıştır.

Çeşitli saldırılara maruz kalan Urartu şehirleri, teker teker tahrip edilirken Medler'in Anadolu'yu istilası sırasında M.Ö. 600 yıllarında tamamen ortadan kaldırılmıştır. M.Ö. 612'de Erzincan ve yöresi Urartular'ı yenerek Anadolu'yu istilaya başlayan Medler'in eline geçti. Med Krallığı'nın Kyaksar döneminde Lidyalılar'la yaptığı savaşlar, muhtemelen Erzincan ve civarında cereyan etmiştir. Bu yöreler M.Ö. 550 civarında bu kez Persler'in eline geçmiştir.

Hititler'in Anadolu'yu istila ettikleri sırada, İran yaylasını da Persler ele geçirdiler. Persler'in yükselişi daha çok Büyük Kiros (M.Ö. 550-530) ve Kampis (M.Ö. 530-520) dönemlerine raslar. Bu dönemde Erzincan ve çevresi de Persler'in eline geçer. Persler'den sonra Anadolu Makendonyalılar'ın eline geçmiştir.

Roma İmparatorluğu ordusu M.Ö. 70 tarihinde Doğu Anadolu'yu ele geçirmeye başlayarak Elazığ yöresindeki Safen (Harput) Kralığı'nı yıktıktan sonra, Tigran Ordusunu da yenilgiye uğratmıştır. Bu sırada (M.Ö. 68) Pontuslular da Erzincan yörelerinde Roma üstünlüğüne son vermişlerdir. İran ile Bizans arasında sürekli savaşlara sahne olan Erzincan ve yöresi, en son Bizans imparatoru Heraklius tarafından 629 tarihinde malubiyete uğratılan İran'dan geri alınmıştır.

Halife Osman (644-656) zamanında Habib bin Mesleme 755 senesinde Erzincan ve yöresini ele geçirerek, bu bölgeyi tamamen Müslümanların yönetimine kattı. Erzincan ve yöresi Abbasiler döneminde de çeşitli saldırılara maruz kaldı. Halife Mütevekkil Alallah (847-861) döneminde Malatya Valisi Ömer bin Abdullah, Arapgir, Eğin, Kemah, Erzincan ve Trabzon kentlerini Bizanslılar'dan geri aldı (859). Böylece Erzincan tekrar müslümanların hakimiyetine geçti
Coğrafi Yapı
Erzincan Doğu Anadolu Bölgesinin Kuzey Batı bölümünde yukarı Fırat havzasında 39 02 - 40 05 kuzey enlemleri ile 38 16 - 40 45 Doğu boylamları arasında yer almaktadır. İlimiz Doğuda Erzurum, Batıda Sivas, Güneyde Tunceli, Güneydoğuda Bingöl, Güneybatıda Elazığ, Malatya, Kuzeyde Gümüşhane, Bayburt ve Kuzeybatıda Giresun illeri ile çevrilidir. Yüzölçümü 11.903 km2 olup il merkezinin denizden yüksekliği 1.185 metredir.

Erzincan birinci derecede deprem kuşağı üzerindedir. 1939 depreminden sonra şehir merkezi şimdiki yerinde yeniden kurulmuştur. En son önemli deprem 13 Mart 1992 tarihinde rihter ölçeğine göre 6,8 şiddetinde meydana gelmiş ve 657 kişi hayatını yitirmiştir.

Erzincan ili genellikle dağlar ve platolarla kaplıdır. Dağlar çeşitli yönlerde, belli bir sıra içerisinde uzanır. Güneybatıdan Munzur, Kuzeybatıdan Refahiye Dağları İl sınırlarına girer. Doğudan Erzurum dan gelerek, Batıya doğru uzanan Karasu ırmağı ve kop dağları, il alanını derinlemesine, aralarında geniş düzlükler bırakacak şekilde böler.

Dağlar il topraklarının yaklaşık % 60 ını kaplar. Esence (Keşiş) dağları, ilin en yüksek noktasını (3.549 m.) oluşturmaktadır. Köhnem dağı 3.045 m. Sipikör dağı 3.010 m. Mayram dağı 2.669 m., Kop dağı 2.963 m., Mülpet dağı 3.065 m., Munzur dağları 3.449 m., Kazankaya dağı 2.531 m., Ergan dağı 3.256 m., Dumanlı dağları 2.618 m. ve Coşan dağı 2.976 m.dir.

Erzincan ilinde ovalar, doğu-batı ve kuzey-güney doğrultusunda uzanan dağ sıraları arasındaki çöküntü alanlarında ye alır. Ovalar birbirine boğazlarla bağlanmıştır. Erzincan ovası, doğu-batı yönünde uzanır. Denizden yüksekliği 1.218 m. olan ovanın uzunluğu 40 km., toplam alanı ise 500 km2.dir. Kuzeyinde, doğu-batı yönünde uzanan bir fay hattı vardır. Kalın bir alivyon tabakasıyla kaplı olan ovada, sulu tarım yapılmaktadır. Orta verimlilikte olup, buğday, şekerpancarı ve fasülye yetiştirilmektedir.

Fırat vadisinin iki yanında Sansa boğazına dek olan alandaki çok sayıda düzlükler, Tercan ovalarını oluşturur. En genişi 180 km2.lik, Çadırkaya (Pekeriç) ovasıdır. Denizden yüksekliği 1.450-1.500 m. olan bu ova kalın bir alivyon tabakası ile örtülmüştür.


İI toplam alanının, 1/20 sini yaylalar kaplamaktadır. Güneyde Munzur dağlarının uzantıları üzerinde, özellikle Koşan dağı yöresindeki yaylalar, seyrek ve kısa otlarla kaplıdır. Yer yer meşeliklere rastlanmaktadır. Daha doğuda, Erzurum- Erzincan-­Bingöl sınırında bulunan Cemal dağlarının, Erzincan da kalan uzantıları üzerinde, verimli yaylalar bulunmaktadır. Önemlileri arasında Çimen, Melan, ve Sarıçi

Seni İçimden Terk Ediyorum !


Binmediğim hiçbir otobüs
beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde
gittikçe azalıyor hayat
neyi erken yaşadıysam
hep ona geç kalıyorum

sana göçüyorum her sonbahar
yolların çıkmıyor aşkıma
unuttuğun yağmurların adı saklımda
seni içimden terk ediyorum

susmaktan yoruldum
kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri
efkar demliyorum gözlerimde
yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum
tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
seni içimden terk ediyorum

ne unutacak kadar nefret ettin
ne hatırlayacak kadar sevdin
yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin
biliyorum
beni hep bulmamak için aradın
yanılgımdın
yandığımdın
yangındın

sensizliğe yenilmek
sana yenilmekten zor olsa da
ardımda bir sürü belkiler bırakarak
seni içimden terk ediyorum

şimdi
içimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan
iki yarım kaldık
tamamlayamadık bizi
elimden tutmadın yalnızlığımın
saçlarımı da uzaklarına gömdün
içimin mavisi senin okyanusundandı
al geri veriyorum
kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
sana bensizliği terk ediyorum

yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın demiştin
aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi

ne tuhaf değil mi
içimi acıtanda sendin
acımı dindirecek olanda
ya öldür beni dedim
ya da git benden
içi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim

aldırmadın aldırmalarıma
bir gecede yakıp yarini
şafaklara sattın ihanetini
külüme basanlar bile utandı yaptığından

işte soluk bir ömrün
son nefesi
benden
içimden
terk ediyorum

Kahraman Tazeoğlu

iPad'le yeni dönem başladı..


Apple'ın yeni 'oyuncağı' iPad ABD'de piyasaya sürüldü. Mobil internet deneyiminde yeni bir dönemin başlangıcına işaret eden cihazın öncelikle Wi-Fi'lı en ucuz versiyonu müşteriye sunuldu. Mağaza önündeki kuyrukların, 2007'de iPhone için oluşan kuyruklara kıyasla çok daha az olması dikkat çekti.

iPad için bugüne kadar 200 bine yakın ön sipariş verilmişti. Bunlar içinde dahili 3G modemi bulunan modellerin ay sonunda satışa sunulması bekleniyor. iPad, Nisan sonu veya Mayıs başında Avrupa'da belli başlı ülkelerde piyasaya çıkacak.

iPad’in ilk örnekleri geçtiğimiz hafta ABD’de belli başlı yayınlara gönderilmişti. The New York Times ve The Wall Street Journal gazetelerinde incelenen ürün, parlak ve canlı ekranı, güzel tasarım ve ekran grafikleri, uzun pil ömrü ve hızıyla beğenilirken, web kamerasının, USB girişinin, bir tane bile bellek kartı yuvasının ve işlevsel ofis yazılımlarının olmaması yüzünden eleştirildi.
Büyük boy bir bloknot ölçülerindeki iPad, wi-fi veya 3G mobil telefon ağı aracılığıyla internet erişimi sağlayabiliyor, elektronik postaları gönderme ve okuma, fotoğraf ve video izleyebilme, ayrıca video oyun oynayabilme imkanı tanıyor.

Cihazın ABD'deki satış fiyatı, tipine göre, 499 ila 829 dolar aralığında.

Dergi büyüklüğündeki bir iPhone'a benzer bu cihaz, bir santimetreden biraz daha fazla kalınlığa ve 700 gramdan az ağırlığa sahip. Tek bir düğmesi bulunan iPad'in dokunmatik ekranının boyutu köşeden köşeye 24,6 santim olarak ölçülüyor.

Son 10 yılın en iyi yerli filmi 'Babam ve Oğlum'


Ntvmsnbc'nin hazırladığı ve yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı 'Son 10 yılın en iyi yerli filmi hangisi?' anketinde en fazla oyu 'Babam ve Oğlum' aldı...
2000'lerle birlikte yükselişe geçen Türkiye sinemasında son 10 yılda birçok önemli film vizyona girdi. Önceki kuşaklarla birlikte ilk filmlerini çeken yeni isimler de gişede veya eleştirel anlamda başarılı filmlere imza attılar.

ntvmsnbc de 2010'a girerken okuyucuların oylarıyla son 10 yılın en iyi filmini seçti.

Yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı 'Son 10 yılın en iyi yerli filmi hangisi?' anketinde birinci sırayı Çağan Irmak'ın çok konuşulan filmi 'Babam ve Oğlum' aldı. 'Babam ve Oğlum'un açık ara birinci olduğu ve oyların yüzde 28'ini aldığı ankette, ikinci sırada Yılmaz Erdoğan'ın Ömer Faruk Sorak'la birlikte yönettiği 'Vizontele' yer aldı. Vizontele oyların yüzde 10'unu aldı.
Ankette oyların yüzde 8'ini alan 'Gora', üçüncü sıraya yerleşirken, dördüncü sırada bir diğer Çağan Irmak filmi 'Issız Adam' yer aldı. 'Issız Adam' oyların yüzde 7'sini aldı.

Nuri Bilge Ceylan'ın bol ödüllü filmi 'Uzak' ankette beşinci sırada yer aldı. Oyların yüzde 6'sını alan 'Uzak'ı, Zeki Demirkubuz'un 'Kader'i ve Uğur Yücel'in 'Yazı Tura' filmleri izledi.

Ankette en fazla oyu alan bu yedi filmin dışında kalan yapımlar birbirine yakın oylarla sıralandı'AĞLATAN FİLM'
2005 yılında gösterime giren 'Babam ve Oğlum' çok fazla reklamının yapılmamasına rağmen 'fısıltı gazetesi' sayesinde yılın en çok izlenen filmi olmuştu.

Seyircinin en sevdiği filmlerden olan 'Babam ve Oğlum', özellikle finaliyle birçok kişiyi ağlatmıştı. 12 Eylül'ü merkezine alan filmde Fikret Kuşkan, Çetin Tekindor, Hümeyra, Yetkin Dikinciler ve Şerif Sezer gbi oyuncuların performansı çok beğenilmişti.

2006 İstanbul Film Festivali ve 38. Sinema Yazarları Derneği Ödülleri'nde 'En İyi Film' seçilen 'Babam ve Oğlum', Çağan Irmak'a da 'En İyi Yönetmen' ödülünü kazandırmıştı.

Irmak'ın çocukluk hatıralarından yola çıkarak, kuşaklar arası çatışmayı perdeye taşıdığı filmi, kimi kesimlerce ise 'dönemin gerçekliğinden uzak' bulunarak sert bir şekilde eleştirilmişti.